Erik Erikson, Freud’un psiko-seksüel gelişim kuramına sosyal boyutunda katılması gerektiğine inanmıştır. Erikson’a göre insan hayatı sekiz döneme ayrılabilir. Ona göre her dönemde birtakım krizler yaşanır. Bu krizlerin sonucunda kişinin birtakım görevleri yerine getirmesi ve birtakım özellikleri kazanması beklenir.

1) TEMEL GÜVENE KARŞI GÜVENSİZLİK

Bu dönem, doğumdan bir buçuk yaşına kadar süren bir dönemi kapsar. Freud’un  ORAL dönemine denk düşer. Bebek bu dönemde içinde yaşadığı dünyanın güvenilir bir yer olup olmadığıyla ilgilenir. Bu dönemde annenin bebeğin çevresinde bulunup gereksinimlerini karşılaması bebekte güven duygusunu oluşturur. Anne bebeğini besleyerek ve bakımını sağlayarak onu korumaya çalışır. Annenin gülümsemesine bebekte karşılık verir ve sıcak bir ilişki kurulur. Böylece gereksinimlerinin sürekli karşılanacağına inanmaya ve annesine güvenmeye başlar.

Bebeğin temel güven duygusunun göstergeleri beslenme kolaylığı, uyku derinliği ve bağırsaklarının gevşekliğidir. Yani bebek kolayca beslenebiliyorsa, derin uyku uyuyabiliyorsa ve bağırsakları iyi çalışıyorsa temel güven duygusu edinmekte olduğu sonucu çıkarılabilir.

Eğer anne ve baba çocuğa aşırı güven verirse, her ağladığında koştururlarsa, aşırı koruyucu davranırlarsa çocuktaErikson’un DUYUSAL UYUMSUZLUK dediği durum ortaya çıkar. Çocuk aşırı güven duyar ve işin kötüsü yaşamında kendini koruyamaz. Bir çocuğun dünyası güvensiz ise onun güvenilmez, düşmanca, anti sosyal olması beklenir.

2) ÖZERKLİĞE KARŞI UTANÇ VE KUŞKU

Bu dönem bir buçuk yaşında başlayıp 3 yaş civarında biter ve Freud’un ANAL dönemine karşılık gelir. Bu dönem tuvalet eğitiminin ağır bastığı dönemdir. Kişi tuvalet eğitimi ile tutma ve bırakma davranışlarını geliştirmektedir.

Erikson, tuvalet eğitimi sırasında çocuk azarlanırsa, ayıplanırsa, utanç ve kendi bedeninden kuşku duygularını geliştirir, düşüncesindedir. Buna karşılık anne-baba gerekli ortamı sağlar ve aşırı koruyucu tutumlardan kaçınırlarsa, çocukta özerklik duygusu gelişecektir.

Erikson’a göre: çocuğun kendini ve çevresini keşfetmesine izin verilir ve desteklenirse çocuk özerklik duygusu edinirken: engellenen veya girişimleri karşısında gülünen çocuklar utanç ve kuşku duygusu edinirler. Örn:Ayakkabısının bağını bağlaması için beklenen çocuk, bağlamayı öğrenirken, bunun için sabredilmeyen çocuklar bunun çok zor bir şey olduğu ve kendilerinin başarmasının zor olduğu duygusunu edinirler.

3) GİRİŞİMCİLİĞE KARŞI SUÇLULUK DUYGUSU

Bu dönem 3 ila 5 yaşları arasını kapsamaktadır. Freud’un FALLİK dönemine denk gelir. Erikson, bu dönemde cinsiyetin keşfedildiğini, merak duygusunun yoğunlaştığını söyler. Merak duygusu ve cinsiyet keşfinin doğal bir sonucu olarak çocuk cinsellikle ilgili sorular soracaktır. Eğer anne-baba çocuğun bu türden sorularına uygun cevaplar verirlerse, çocuğun girişimciliği desteklenmiş olur. Eğer: “ayıp, ayıp! bunlarla ilgilenme” gibi engelleyici bir tavır takınırlarsa, çocuk bu konuları merak etmenin suç olduğu hissine kapılır.

4) ÇALIŞKANLIĞA KARŞI AŞAĞILIK DUYGUSU

Bu dönem 9–12 yaşlar arasını kapsamaktadır. Freud’un LATENT dönemine denk gelir. Freud’a göre bu dönemde cinsellik örtülüdür. Çocuk bu dönemde önceki cinsel meraklarını ansızın unutur, hatta karşı cinsi düşman cins ilan eder. Çocuklar bu dönemde ilkokul sıralarındadır, kendi cinsleriyle bir araya gelirler ve oyun oynarlar.

Erikson bu dönemi çocuğun çalışkanlık duygusunu kazandığı dönem olarak tanımlamıştır. Bu dönem okuma, yazma, hesap gibi temel konuların öğrenildiği dönemdir. Bu dönemde ana-baba ve aile bireylerine öğretmen ve akranlarda eklenmiştir.

Çocuk, okulda bilgi edinirken, kendisi ile aynı yaşlarda olan diğer çocuklarla kendini karşılaştırır ve kendisinin çalışkan olup olmadığını sorgular. Anne, baba ve öğretmenler, çocuğun başarı ya da başarısızlığının başkalarıyla kıyaslanmaması gerektiğini, çocuğun yanlışlarının değil doğrularının söylenmesi gerektiğini unutmamalıdırlar.

Kısaca bu dönemde çocukların başarılı yönleri övülürse çocukta ÇALIŞKANLIK duygusu gelişirken; çocuklar eleştirilirse AŞAĞILIK duygusu gelişecektir.

5) KİMLİĞE KARŞI ROL KARMAŞIKLIĞI

Bu dönem 12–18 yaşlarını kapsamaktadır. Freud’un GENİTAL dönemine denk gelir. Freud bu dönem üzerinde fazla durmazken; ERİKSON: ergenlik dönemini insan hayatının en önemli dönemi olarak görmüş ve kuramında oldukça büyük bir yer vermiştir. Erikson’a göre ergenlik dönemi kişinin kendisine “BEN KİMİM?” sorusunu sorduğu ve cevap aradığı bir dönemdir.

Bedeninde meydana gelen değişiklikleri fark eden ergen “bana neler oluyor? ben kimim? Kim oluyorum?” sorularını sormaya başlar.

BEN KİMİM? Sorusuna cevap vermeye çalışırken birey kendini çeşitli roller içinde deneyerek karar vermeye çalışacaktır. Burada da ÖZDEŞLEŞME ve TAKLİT MEKANİZMALARI kullanılacaktır. Özdeşleşmede kişi bir grup veya rol ile özdeşleşir (çete üyeliği gibi) Taklit mekanizması ise, kişinin ailesi, çevresi, okulundan veya kitle iletişim araçlarının sunduğu kişilerin taklit edilmesi anlamına gelir. Kısaca bu dönemde kişi başkalarını taklit ederek kendisini bulmaya çalışmaktadır.

Bu dönemi başarıyla atlatan kişiler kimlik duygusunu edinirken, başarı ile atlatamayanlar rol karmaşasına düşmektedirler…

KİMLİK STATÜLERİ

* Başarılı = Bu kişiler bunalım geçirmiş ve bir karara varıp kararlarının arkasında             duran kişilerdir

* İpotekli = Bu kimlik statüsüne sahip olan kişiler bunalım yaşamamışlar ancak bir karara varmış gibi görünen kişilerdir. Tabi bu kararlar kendilerinin değil daha çok anne ve babalarının kararlarıdır.

* Moratoryum = Bu kimlik statüsüne sahip olan kişiler sorun yaşayan ama çözüm yolu bulmayan kişilerin durumudur.

* Dağınık = Henüz bunalımın yaşanmadığı ve herhangi bir karara varılmayan durumları ifade eder.

6) YAKINLIĞA KARŞI YALITILMIŞLIK

Genç yetişkinlik dönemi olarak da adlandırılan bu dönem 18–26 yaşları arasını kapsamaktadır. Önceki dönem de rol karmaşıklığını başarıyla çözmüş olan ve kimlik kazanan birey; kişiler arası ilişkilerde ve karşı cinsle olan iletişiminde yakınlık kurabilecek ve mutlu olabilecektir. Rol karmaşıklığının olumlu bir şekilde çözümlenemediği durumlarda, birey kendi kimliğiyle problemi olduğu için kişiler arası ilişkilerinde yakınlıktan kaçınacak ve kendisini yalnız hissedecektir. Yalıtılmış bir ortamda yaşamak ise bireyi mutsuz edecektir.

7) ÜRETKENLİĞE KARŞI DURGUNLUK

Orta yetişkinlik dönemi olarak ta adlandırılan bu dönem 26–65 yaşlar arasını kapsamaktadır. Kişinin hayatında en verimli olması beklenen dönem yetişkinlik dönemidir. Bu dönemde kişi evinde çocuk yetiştirerek, işinde atılımlar yaparak, topluma yararlı olarak üretken bir kişilik ortaya koymuş olur. Bu verimlilik duygusunu yaşayamayan bireyler verimsiz oldukları duygusuna kapılırlar ve işlerinde doyum sağladıklarını düşünerek, kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmezler.

8) BÜTÜNLEŞMEYE KARŞI UMUTSUZLUK

İleri yetişkinlik dönemi olarak da adlandırılabilen bu son dönem, üretken geçen bir yaşamın sağlamış olduğu doyum ile yıllarını anlamsız geçirmiş olmanın mutsuzluğu arasındaki çatışmayla belirlenir.

Emekliye ayrılma ve sağlıkla ilgili bir takım problemler, ölüme yaklaşıldığını hissettirir. Bu evrede birey geçmiş yaşamını gözden geçirir. Önceki dönemlerdeki bunalımları başarı ile atlatan bireylerin değerlendirmeleri olumlu olacak tam tersi durumda ise birey kendisini mutsuz hissedecek, yaşamının boşa geçtiğini düşünerek, keşkelerle dolu cümleler kullanacaktır.

NOT  Gelişimin doğumdan ölüme kadar devam ettiğini vurgulayan kuramcı ERİKSON’dur.

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

 

 
 
%d blogcu bunu beğendi: